Ana sayfa - Künye - RSS XML - Bize Ulaşın

Adana'nın En Kapsamlı Haber Portalı

09 Eylül 2010 Perşembe
USD
1,493
EUR
2,216
İMKB
45,231

ADANA

   Ak Yüreğir Bir Güne 4 Program Sığdırdı 10:03  Yüreğir Gençlik Kollarına Genel Merkezden Ziyaret 9:04:  Yüreğir Gençlik Kolları Başkanı İftar Verdi 8:34:  Adalet Bakanı Adana da 03:15  Danıştaydan Referandum Öncesi Hatalı Kararlar 22:07  KOPYA SKANDALI KPSS'Yİ ERTELETTİ 09:08  BÖLGEMİZDE HAVA DURUMU 09:08  POLİS MEMURUNUN EVİ BOMBALANDI 09:08  VOLKAN TOKCAN ADANASPOR’DA 09:08  BÜYÜKŞEHİR'DEN BÜYÜK İFTAR 09:08
 Çok Okunanlar
 Çok Yorumlananlar
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Türkiye yi Dünyaya Rezil Ettiğiniz Yetmedimi
Türkiye yi Dünyaya Rezil Ettiğiniz Yetmedimi
Çağın çok ilerisindeki Atatürk’ün hatırasını korumak adına Türkiye’yi dünyada “sansürcü” ülke konumuna sokan bazı gruplar, YouTube’dan sonra da internet arama motoru Google’ın kapatılması için başvurdu...

2009-04-12 19:20

‘YouTube yasaklandı Google da kapansın!’



Çağın çok ilerisindeki Atatürk’ün hatırasını korumak adına Türkiye’yi dünyada “sansürcü” ülke konumuna sokan bazı gruplar, YouTube’dan sonra da internet arama motoru Google’ın kapatılması için başvurdu...

Cumhuriyetin kurucusu, devrimlerin yaratıcısı ulu önder Atatürk, “Tunus’u, Fas’ı, İran’ı, Kuzey Kore’yi değil Avrupa’yı hedef göstermiştir ve adına da ”muasır medeniyet“ dedi; her zamanki ileri görüşüyle...

Ancak bazı gruplar, çağının çok ilerisindeki Atatürk’ün hatırasını korumak adına Türkiye’yi dünyada ’sansürcü’ ülke konumuna soktu. Önce, dünyanın en büyük görüntü paylaşım sitesi olan YouTube hakkında, ”Atatürk’e hakaret içeren videoları yayınlandığı“ gerekçesiyle savcılığa şikayette bulunuldu. Bu şikayeti hakkı gören Ankara Cumuhriyet Savcılığı, YouTube’a yasak getirdi. YouTube geçen Mayıs ayından beri Türkiye’de yasaklı. Türkiye bu kararla internete sansür uygulayan Çin, Vietnam, İran, Küba, Tunus, Suriye, Kuzey Kore ve Suudi Arabistan gibi ülkelerin arasına girdi. Şimdi de Atatürk Düşünce Derneği (ADD) aynı gerekçeyle Google arama motorunun kapanması için başvurdu.

Konya’dan umut veren haber

ADD, Google arama motorunda ”Kemalizmin Karın Ağrısı“ şeklindeki kelime ile ulaşılabilen alt sitesinde çeşitli başlıklarda Atatürk’e hakaret içeren bilgilere ulaşıldığı ileri sürülerek, arama motorunun alt sitesinin yöneticilerinin cezalandırılması ve kapatılması için Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulundu. ADD adına avukat Kutlay Alpuğan tarafından verilen dilekçede, sözkonusu kelimenin yazılmasının ardından ortaya çıkan ”http:// sites.google.com/site/kemalizminkarinagrisi/Home “ sitesinin ana başlıklarında Atatürk’ün kişilik hakları da dahil olmak üzere her alanda hakaret edildiği ve küçük düşürüldüğü savunuldu. Yayınlardan sorumlu olanların tespit edilemediği belirtilen dilekçede, ”Ancak sitenin Google tarafından desteklendiği sayfanın son kısmında belirtilmiştir. Bu nedenle ilgililer hakkında gerekli kovuşturmanın yapılarak cezalandırılmaları için dava açılmasını talep ediyoruz“ denildi.

Konya’da ise dün ilginç bir karar çıktı. Konya’da emekli öğretmen, 49 yaşındaki Mustafa Karaçiftçi, Sinan Çetin’in yazıp yönettiği, Türk Halk Müziği sanatçısı Cansu Koç, Ahmet Koç ve Ali Koç’un rol aldığı ’Mutlu ol, bu bir emirdir’adlı kısa filmini internetdeki bir video paylaşım sitesinde ileyip, Atatürk’e, Cumhuriyet’e ve askerlere yönelik hakaret içerdiği iddiasıyla, yönetmen Sinan Çetin hakkıda Konya Cumhuriyet Savcılığı’na suç duyurusunda bulundu.

Çetin’in çektiği kısa film, 2 Kasım 1934 yılında Anadolu’da bir köyde geçiyor. Filmin başlangıcında, ”O yıllarda T.C. Hükümeti radyolarda Türk müziğinin çalınmasını yasakladı. Amacı, batı müziğinin yaygınlaşmasını sağlamaktı. Genç cumhuriyet, alaturka yerine alafrangayı yani Batı kültürünü topluma yetiştirmek istiyor“ yazısı yer aldı. 5 dakikalık filmde askerler, köy halkı ile birlikte bağlama eşliğinde Türk Halk Müziği söyleyenlerin bulunduğu eve baskın yapıyor. Köylülere ve türkü söyleyenlere doğru silah doğrultan askerler, türkü söylemenin yasak olduğunu belirterek Batı müziği söylemeleri konusunda uyarıyor. Askerler gruba, Klasik Batı Müziği’nden Mozart ve Beethoven’den bir beste söylemesini istiyor. Grupta, bağlama eşliğinde Mozart ve Beethoveen’den birer beste söylüyor. Bu sırada grup, türkü söylemeye başlıyor. Askerler de, türkü eşliğinde oynamaya başlıyor...”

’Suç unsuru bulunmuyor’

Bunu hakaret olarak değerlendiren Karaçiftçi, 1 Ekim 2008 tarihinde Konya Cumhuriyet Savcılığı’na başvurdu. Konya Cumhuriyet Savcılığı dilekçeyi, suçun işlendiği yer olduğu için İstanbul Beyoğlu Cumhuriyet Savclığı’na sevk etti. İstanbul Beyoğlu Cumhuriyet Savclığı yaptığı değerlendirme sonucunda, ’Unsuru oluşmayan suçtan dolayı kovuşturmaya yer olmadığına’ karar verdi. Kararda, şöyle denildi: ”1934 tarihinde Şükrü Kaya’nın İçişleri Bakanlığı zamanında Alaturka müziğin radyolarda ve gazinolarda yasaklandığı, Eylül 1936 tarihinde bu yasağın Atatürk tarafından kaldırıldığı bir tarihi gerçektir. Askerlerin kıyafetleri de resmi kıyafettir, bir Nazi askerine benzeltilme gibi bir görüntü yoktur. Alaturka müziğin radyolarda yasaklanması Türk müziğinin çok sesliliği adaptasyonu amacı ile konulmuştur. Bir yenileştirme hareketidir, bu filmde bu yasağın olumlu sonuçlar vermediği anlatılmaktadır, bir bakıma karar eleştirilmektedir.”


 

  • Benzer Haberler

  •  huamza  2009-09-30
      Atatürk
     
    Sabataycı mı? [6726 votes total]
    Evet (5221) 78%

    Bilmiyorum (561) 8%

    Farketmez (194) 3%

    Arnavut (319) 5%

    Halis Türk (300) 4%

    Hayýr (131) 2%



    Mustafa Kemal



    TIME-9 Ocak 1933,sh.64

    Gözlerinin birini kapatmak süretiyle Türk’ler geçen hafta yeni Hilal’ı arama üzere gökyüzüne doğru baktılar.Çünkü Yeni Hilalal’in görülmesi Ramazan’ın birinci günüdür.Muhammed’e (Sallahu Aleyhi Vesselem) Kuran-ıKerim’in indiği mübarek bir aydır Ramazan.Bu sene yeni ayın görülmüş olması Türkler için pek de uğurlu olmadı.Kadınların baş örtülerinin ve Fes denen erkek şapkalarının (bk:TİME,15 Şubat 1926 sayısı) acımaasız diktatör Mustafa Kemal Paşa tarafından yasaklanmış olması yetmezmiş gibi bir de bu Ramazan’da Allah-u Teala’yı Arapça ismiyle çağırmaktan men edildiler!

    Allahsız diktatör Kemal’e göre Türklerin Allah’ı(c.c) Türkçe karşılığı olan Tanrı diye çağırmamalarının hiç bir mantıklı tarafı yoktur.Ona göre Asırlardır süre gelmekte olan ananelerin ve Kuran-ı Kerimi ezbere okuyan fakat manasından habersiz imamların katkıları söz konusudur.Zülümlerine ara vermeyen Diktatör Kemal çıkardığı bir kanunla Müslümanları beş vakit namaza çağıran müezzinleri ,Allahu Ekber yerine Türkçe karşılığı olan “Tanrı Uludur” diye okumalarını emretmiştir.

    Bu olay üzerine görevlerine gitmemek ve seccadelerini saklamakla tehdit eden hocalara cevaben hükümet,” depolarında 400.000 adet yeni seccade bulunduğunu ve Kuranı Kerimi Türçe okuyabilecek ve devrimleri benimseyecek hocalar” yetiştirmekle tehdit etti.....

    Dolunayın Hilale yaklaştığı bu günlerde Kültür Bakanlığı (Diyaneti de temsil etmektedir) yetkilileri her şeyi göze alarak ,Türklerin Rabb’nin böyle kolayça değiştirileyemeceğini ,en azından Ramazanın Arefesinde olamayacağını ,Diktatör Kemal’e belirttiler.” Allahu Ekber!” demeye devam edeceklerini açıklamış olan pek çok müezzin ,zindanlara atıldılar! ‘Allah’ çağırıcılarına sempati duyan Türklerse kötü şeyler anlatmaya başladılar.

    Toplumsal tepkiden çekinen Kemal “istedikleri gibi ibadet etsinler!” diye bağırdı.Bu emirden menmun kalan bakan ,ayın çıkmasına saatler kala ,sevinçli haberi derhal ilan etti: “Müezzin ve imamların hazırlıksız olması göz önüne alınarak Ramazan süresinde ibadetlere eski üsülde devam edileceğini ve Kuran-ı Kerimin Arapça okunabileceğini fakat hutbelerin Türçe verilmesinin şart olduğunu” ilan etti.

    Oruç tutan Müslümanların kolayca sinirlenebilecekleri bellidir .Bu kararın alınmasında , Oruç faslı kapandığında Türklerin daha kolay yola gelebilecekleri ve böylece Rableri için tasarlanan yeni ismi kabul edecekleri hesap edilmiştir!

    Allah ‘a (c.c)takılan yeni isim!
    TIME,20 Ocak 1933,sh:18

    İnsanların zorba babası Mustafa Kemal, Arap lisanında ki Allah’ı unutmalarını ve yerine Türkce Tanrı’yı öğrenmelerini vatandaşlarına Aralık Ayında emretti. 1300 sene hakimiyetini devam ettiren bu kelimeyle oynamanın tehlikesini bilen Mustafa Kemal Kuran-ı Kerimi Türkçe oğrenebilmeleri için müezzinlere zaman tanıdı.Geçen hafta muhafazakar Bursa’da “Yeşil Şehir”,14.Asırdan beri okunmakta olan ezanın yerine “Tanrı Uludur” uydurmasını işiten Müslümanlar ,Kemal’ın Tanrısına öylesine öfkelendiler ki ;müezzine ve onu kurtarmaya gelen polislere saldırdılar.

    Uyduruk kelimenin yardımına derhal koşan ve eski kafalı olmanın akibetini göstermekte acele eden Mustafa Kemal,”muzaffer kumandan” Bursa’nın üzerine şahin gibi atıldı .60 kadar Müslüman yakalandı,şehrin müftüsü sürgün edildi..Ve bundan böyle Allah’ın yeni isminin Tanrı olacağını ferman etti.

    TIME ,15 Şubat 1926,sh.15-16

    “Günümüzün Türkiyesi .misyonerlik çalışmaları için yer yüzünde benzeri bulunmayan ve çok bereketli bir ülkedir.”Geçen haftada çıkmış olan ‘Christian Work’ Dergisinde misyoner yönetici James L.Barton bunları söylüyordu. Yazısında 1923 Senesinden beri bu ülkede ki inkalapların bir özetini veriyordu. Inkılaplar....

    Halifelerine candan bağlı Türklerin kalblerini kazanabilmek için dört yüz seneden beri ümitsiz bir mücadeleye atılmışlardı bu Hırıstıyan misyonerler. Bay Burton’a göre başarısızlığın sebebi “Müslümanların Tanrının rızasına layık olmayan insanlar olmasıdır”

    Emil Lengyel
    1941 basım tarihli “Turkey” adlı eserinden,sh.140-141

    Mesleğinin ilk günlerinde dostlarından pek çoğu onun İslamın bayraktarlığını yaptığı ve Hırıstıyanlara karşı cihat ettiği kanaatindeydiler! Bundan dolayı kendisine “Hırıstıyanları perişan eden Gazi” ünvanını vermişlerdi.Onun gerçek niyetini bilmiş olsalardı “Allah’ın düşmanı Gazi” diye çağıracaklardı.”

    H.C.Armstrong
    Grey Wolf,Mustafa Kemal,Bir Diktatörün İç Yüzünün Tahlili,1934

    Aralıksız içiyordu. Alköl bir taraftan enerjisini artırıp uyuşukluğunu giderirken beri yandan da sarhoş ediyordu. Kendi dünyasında ve cemiyet için o ,alaycı,öfkeli ve telaşlıydı.En küçük bir tenkide dahi tahammülü yoktu. Bu konuda kendisiyle anlaşma girişiminde bulunanların hepsini engelledi.İtiraz edilmesini affetmiyordu.Hiç kimseye ne sırrını açıyor ve ne de iş birliği yapıyordu.Kendisine nasihatta bulunan yaşlı bir siyasetçiyi kabaca huzurundan kovmuştu.Kabinesinin saygın bir üyesi olan bu nasihatçinin ‘ Müslüman kadınların dans etmesinin uygun olmayacağı şeklindeki tavsiyesine’ ,kendisine Kuran-ı Kerim’i fırlatarak ve kaptığı bir sopayla ofisinden koğalamıştı.

    Sh.241
    “Arap şeyhlerinin koyduğu teori ve kaideler, hiç bir işe yaramayan tembel ve uyuşuk hocaların yorumlarıyla 500 Senedenberi Türkiyenin medeni ve ceza hukuklarını oluşturmuştur.”
    “Ülkenin yasalarını ,her Türkün kimlik bilgilerini,ne gibi gıdalar alabileceklerini,çalışma ve uyuma saatlerini,ne tür elbiseler giyebileceklerini,doğum yaptıran ebelerin görevlerini,okulda neler öğrendiğini,şahsi alışkanlıklarını ,düşüncelerini ve ne gibi niyetleri olması gerektiği gibi hususlarda sadece bu hocalar karar verirBöyle bir yaşam şekli çölde ki bedeviler için uygun olabilir amma modern bir devlette yerleri yoktur.”

    “Allah’ın vahyi mi?” Allah diye bir şey yoktur!Bu hocaların ve kötü sultanların tebasını zincire vurma maksadıyla uydurdukları bir kavramdır!”

    “Milletini idare edebilmek için dine muhtaç olan kimse acizin tekidir!Hiç bir aciz yönetici olmamalıdır!”

    Ve Hocalar!Onlara müthiş kızgındı. İnsanların rızkını yiyen ,tembel ve çalımayan hocalar! İnsan gibi çalışmaları için böylelerini camilerden ve kiliselerden sürgün etme arzusundaydı.
    “Din mi?”Genç ağacı kurtarmak için üzerinde ki asalak sarmaşıklar nasıl temizlenirse dini de Türkiye’nin hayatından öylece sökmeyi istiyordu.

    Sp.243
    Yukarıdakilere ilaveten Mustafa Kemal’in dinsizliğini bilmeyen yoktu.Ahlaki sınırların tümünü ayaklar altına almış ve kutsal olan ne varsa hepsini aşağılamıştı.!

    Emil Lengyel
    Turkey,1941,sh.134

    Kemal’ın nazarında Allah (c.c) içi boş bir kavramdı.Onu sadece şahsi durumu ve Türkiye ilgilendiriyordu. Allah’tan (c.c) nefret ediyor ve Türkiyenin başına gelenlerin sorumlusu olarak O’nu görüyordu.Ona göre Türklerin ellerini felç eden güç O’nun indirmiş olduğu despotik emirlerdi.Allah’ın (c.c) Türk köylüleri nazarında ki erişilemez değerini ve milliyetçiliğin ise onlara bir şey ifade etmediğini de biliyordu.Bu düşünceyle Yüce Yaratıcı’yı milli davanın (geçici) yöneticiliğine getirmeyi hesapladı.Allah’ın adını kullanmak süretiyle vatandaşların Muhammed (Sallallahu Vesselem) ‘e inanmaktan vaz geçip nasıl Türkleşeceklerinin planlarını yapıyordu.Böylece ,Mustafa’nın hesabı tutarsa Yaratan’ı defterinden silecekti...

    Lord Kinross
    Atatürk,Bir Milletin Doğumu,1965,sh.437

    Kemal’e göre İslam ve medeniyet bir birine zıt iki olguydu. “Eğer sadece”,Şeytani bir iç güdünün anlık yansımasıyla ,Türklerden bahsettiği bir gün demişti ki: “Onları Hırıstıyan yapabilirsek” Onun niyeti inanların beklemekte olduğu Şeriat Devletini reforme etmek değildi :Yeni devlet mutlaka Laik bir yapıya sahip olacak ,Sultanların ki gibi güçlü bir merkezi idareyle yöneltilecek ve ordu tarafından desteklenip kendi bürokratları tarafından idare edileckti

    Sh.470
    Onun müzik zevkinin çeşitliliği İstanbul’da ortaya çıktı. Zira bir zamanlar bu şehirde ,Park Otelinde,Türk ve Avrupa orkestraları konserler vermişti. Zaman zaman müdahale ettiği orkestralardan birisinin durmasını söylerken diğerinin çalmasını emretmişti.Sonunda ,rakının tesiriyle aniden ayağa fırlamış ve şöyle demişti:”Dilerseniz şimdi birlikte çalabilirsiniz!”Bir başka akşam,dans bandosunun ortasında ezan okunmaya başlanınca ,minarenin derhal yıkılmasını emretmişti. Bu da,ertesi sabah iptal edilen emirler arasında yerini almıştı.

    Sh.365
    Mustafa Kemal’in kişiliği hakkında ki şüpheler uzun zaman devam etti. Anadolu’da askeri bir birliği teftiş ederken şöyle dedi: “Tanrı kimdir ve mekanı neresidir?”
    Baş Komutanlarını menmun etme amacıyla asker şöyle cevap verdi:” Tanrı Mustafa Kemal Paşadır ve Ankara’da yaşamaktadır”Bir diğer askere şu soruyu yöneltti:”Mustafa Kemal kimdir?”
    Cevap net ve kesindi: “Sultanımız”
    Kemal: “Ankara neresidir?”
    Asker:”Ankara İstanbul’dadır!”


    Bu olup bitenler gösteriyor ki, Mustafa Kemal Atatürk hazretleri, bir kere Müslümanlık ideolojisi bitip tükenmeye görsün, Yahudî-Bektaşiler'in kendilerinin tek halefi olduklarını ve ülkeyi idare etmeye kabiliyetli yegâne (toplum) olduklarını gördü (bildi, farketti). Her hâl-u kârda, Yahudî-Bektaşî unsurunun ağır (câlib-i dikkat) tesirini gördü (bildi, tanıdı).
    FarhiGollanzo
    IDARECI
    İzmir, 16 Mart 1937


    ********************************************************










    “Benim de gizli duam budur”

    Hillel Halkin







    Zichron Yaakov- Devlet başkanı seviyesinde Türkiye’ye ilk defa yapılacak ziyareti gerçekleştirmek üzere 24 Ocak’ ,Pazartesi günü gezisine başlayacak olan Israil Devlet başkanı Ezer Weizman’ın sözcüsü Batya Kienen’e iki soru sormak istediğimi telefonda bildirdim.Birinci sorum Anıt Kabir’de yapılacak olan resmi devlet törenine Bay Weizman’ın katılıp katılmayacağı ile ilgili olandı.

    Başkanın gezi proğramını inceleyen Bayan Kenan,Ankara’ya indiği günün sabahında hanımıyla birlikte Atatürk’ün mezarına çelenk koyacaklarını bildirtikten sonra ikinci sorumun ne olduğunu bilmek istedi. “Atatürk’un anne ve babasının Yahudi asıllı oluşuyla ve kendisine ilk okul sıralarında İbranice dualar öğretildiğinden Weizman’ın haberi varmıydı?” Sanki kendisine Atatürk’ün ülkesinde milli bir kahraman olduğundan haberi var mı türünden bir soru sormuşum gibi “Elbette,Elbette” diye cevap verdi!

    Heyecanlı ve Telaşlıydı
    Kendisine teşekkür ettim ve telefonu kapadım.Bir kaç dakika sonra yeniden telefonu açmam gerektiğini düşündüm ve Türkiye ziyareti esnasında cumhur başkanı Weizman’ın Atatürk’ün Yahudi ebeveynine referans mahiyetinde temas etme niyeti var mı diye sordum.Heyecanlı ve endişeli bir tonla Bayan Kenan :”Tekrar aradığına çok menmun oldum!Bu bilgiyi nereden temin ettiniz?” dedi.

    Başkanlık makamında bu bilgiler mevcutsa bana neden dönüyorsunuz diye karşılık verdim .İtiraf etti ki ellerinde böyle bir istihbarat yoktu.Bu kadar kesin konuştuğuma göre haberin doğru olma ihtimali ağır basmış olmalıydı. “Siz telefonu kapattıktan sonra” dedi” bana söylediklerinizden hiç kimseye bahsetmedim.Burada çalışanlardan kimsenin en küçük bir bilgisi yok.Lütfen ne biliyorsanız bana acele fakslayabilirmisiniz?”

    Basın sözcüsüne hadisenin küçük bir özetini gönderdim.Şu yazdıklarım ise hikayenin tamamıdır:
    Türkiyenin şehir ve kasabalarında heykelleri dikilmiş bulunan Atatürk’un Yahudi dönmesi olduğu hakkında ki haberler ,yaşadığı dönemlerde bile etrafa yayılmıştı.Kendisi bunları yalanlamıştı ve hakkında eser yazmış olan kimseler ise olayın ciddiyetiyle pek ilgilenmediler.Bu hafta konuştuğum altı biyoğrafi yazarından hiç birisi bu konuya temas etmediler.Eser bazında bulabildiğim yegane ilmi kayıt Israeli Entsiklopedya ‘ha-Ivrit’deydi ve şu cümleyle Atatürk’ü anlatıyordu:

    “Mustaf Kemal Atatürk-(1881-1938)Türk generali,devlet adamı ve modern Türkiye’nin kurucusu.Mustafa Kemal Selanik Gümrük memuru olarak çalışan birisinin oğludur ve küçük yaşta babasını kaybetmiştir.Ailesinin Dönme asıllı olduğuna dair Türkiye’ki Müslüman ve Yahudiler arasında dolaşan haberlerin bir delili yoktur.Annesinin dini bir okula gönderme arzusuna karşı çıkmış olan Kemal ,12 yaşındayken,arzusu üzere askeri okula gönderildi.”

    Laik Baba

    Dönmeler ,Sabaistlerin gizli bir koludur.17.Asırda yaşamış olan sahte mesih Sabatay Sevi’ye gizlice inandıklarından dış görünüşleriyle Müslümanlar gibi yaşayan ve Müslüman ismi alan bu Yahudiler, mesihleri adına yaptıkları ibadet ve ayinleri yabancılara karşı bir sır gibi saklamışlardır.

    Mustafa Kemal’in eğitimiyle ilgili ansiklopedilerde verilen bilgiler kendi anlattıklarına pek uymamaktadır.Konuyla ilgili biyooğrafi yazarlarının onun ağzından anlattıkları şöyledir:
    “Babam libarel görüşlü bir insandı,dine karşıydı ve Batılı fikirleri savunuyordu.Benim,eğitim proğramı Kuran’a dayanmayan fakat modern ilimleri esas alan laik bir okula gitmemi istiyordu.Evimizdeki düşünçe çatışmasını babam,küçük bir manavra ile kolayca atlatmıştı. Annemin isteği doğrultusunda beni önce,dini bir okul olan Fatma Molla Kadı’nın okuluna yazdırdı.Bu olaydan altı ay kadar sonrasında babam bu okuldan beni gizlice aldı ve Avrupa metotlarıyla çalışan Şemsi Efendi ilk okuluna kaydettirdi.Durumdan haberdar olan annem hiç itiraz etmedi çünkü onun arzusu doğrultusunda hareket edilmişti ve böylece inancına saygı gösterilmiş oldu.”

    Burada tam bir Dönme numarası uygulayan ,dış görünüşüyle Müslüman gibi hareket eden fakat içinden onlardan nefret eden bu adam yani Mustafa Kemal’in babası kimdi? Annesi Zubeyda Hanımın ,şimdi ki Arnavutluk hududuna yakın,Selanik’in batısında ki dağlık bölgeden geldiği zannedilmektedir.Lakin babası hakkında ki bilgiler tartışmalıdır.Değişik yazarlardan onun Arnavut olduğu ,Anadolu göç etmiş kimselerin neslinden geldiği veya aslen Selanik doğumlu olduğu türünden çeşitli görüşler ileri sürmüşlerdir.

    Lord Kinross’un 1964 basımlı kısatılmış Atatürk isimli eserinde Ali Riza’dan “esrarengiz birisi” olduğunu ve oğlununsa bu konuda fazla konuşmak istemediğini ima etmektedir: “Değişik ortamlarda yetiştirilmiş olan bir çocuğun ,ırkı bağlılıgı ne olursa olsun, atalarıyla ilgili öğrenmek istediği bilgilerin ,kendi anne-babasından öteye gittiği nadiren görülmüştür.”demekle yetinmiştir...


    Müsevi’ce Öğrenme

    Acaba Lord Kinross’un sakladığı bir şeyler mi vardır? Internette araştırma yaparken karşıma çıkmış olan bir şahıs olmasaydı ,bu konuya bir daha temas etmeyecektim.19.Asır Filistin’inde konuşulan İbranice’nin yeniden hayat bulmasına öncülük etmiş olan Eliezer Ben-Yehuda’nın oğlu Itamar Ben-Avi’nin piyasadan kalkmış olan ve İbrani lisanındaki kendi biyoğrafisinde Mustafa Kemal’le ilgili yazıya rastlamamış olsaydım!

    Uzun asırlardan sonra İbranice eğitim görmüş ilk kişi olan Ben-Avi,bu lisanda gazeticilik ve yayıncılık yapmış olan bu şahıs ,karşılaştığı bir olayı eserinde şöyle anlatmaktadır:
    1911’in Son Baharında ,bir akşam Küdüs’te ki Kamenitz Otelinden içeri girdiğim anda otelin sahibişu hitabıyla karşılaştım:”Elinde bir Arrack şisesiyle oturan şu Türk subayını görüyormusun?”
    -Evet
    -Bu kişi Türk Ordusunun en gözde subaylarından biridir.
    -İsmi nedir?
    -Mustafa Kemal
    Kendisine baktığımda insanın içine işleyen yeşil gözlerini görmüştüm.
    -Onunla tanışmak isterim ,dedim.

    Türklerin babası manasına gelen Atatürk adını henüz almamış olan Mustafa Kemal’ye yaptığı iki görüşmeyi Ben-Avi şöyle yazmıştır.Fransızca yapılmış olan her iki konuşmanın içkili ortamda ve Osmanlı siyasetiyle ilgili olduğunu belirtmiştir.Kafayı iyice bulmuş olan Kemal şu itirafta bulundu:
    “Sabatay Sevi’nin soyundan gelmeyim.Her nekadar Yahudilikle bir ilgim kalmamışsa da sizin bu büyük peygamberinizin ateşli bir hayranıyım.Fikrimi sorarsanız bu ülkede ki Yahudilerin onun tarikatına katılmaları kendilerinin hayrına olacaktır!”

    On gün sonra aynı otelde yapılan ikinci görüşmede Mustafa Kemal konuşma arasında şöyle dedi:
    “Venedik’te basılmış Bir Yahudi İncili evimde mevcuttur.Bu oldukça eski bir basımdır. Babamın elimden tutarak bir Karaite hahamına getirdiğini ve bu hocanının İncili nasıl okuyacağımı bana öğrettiğini hala hatırlarım.Öğrendiklerimden bir kaç kelime hiç aklımdan çıkmadı.Mesela...”
    Ben-Avi gerisini şöyle anlatıyor:
    “Tavanda bir şeyler arıyormuş gibi bir saniye durakladı .Aradığını bulmuş kimsenin heyecanıyla ilave ette:”
    -Shema Yısra’el!Adonai Elohenu,Adonai Ehad!
    -Bu bizim en önemli dualarımızdan biridir,kaptan
    Bir taraftan kadehlerimizi doldururken,
    -Benim de gizli duamdır sevgili Mösyö,dedi.

    Itamar Ben –Avi ifadenin ne anlama geldiğine o an için dikkat etmemiş olabilirse de hiç şüphesiz Atatürk “Gizli Duam”ifadesini ap açık söylemiştir.Bu dua türü,Dönmelerin gizli ibadetlerine dair bir kitabın ilim çevrelerine ilk defa 1935 Senesinde Küdüs’te ki Milli Kütüphaneye ulaşmasıyla ortaya çıkmıştır.Bu kitaba göre iman tazelemek şu ifadelerle yapılmaktadır:
    “Sabatay Sevi’den başka gerçek peygamber yoktur.İşit ey Israel!yeğane Tanrımız odur,tanrı tekdir.”

    Atatürk’un hatırladığı “Sheame” deyiminin Taverat’tan ziyade bu kaynaktan geldiğine hiç şüphe yoktur.Yine bildiğim kadarıyla o bu sözü bilerek söylemiştir.Felaketle sonuçlanan I.Dünya Savaşından sonra Türk Ordusunun başına geçerek Yunanlıları püskürten ,laik bir cumhuriyet kurduktan sonra İslam’ı camilerden kesin olarak süren bu general,yarım asır önce bir içkili sohbette ,genç bir Yahudi gazeteciye naklettiğimiz konuşmayı yaqmıştır.

    Dönmeliğini gizlemek için Atatürk’ün kuvvetli nedenleri vardı.I.Dünya Harbinin arefesinde çoğunlukla Selanik’te yaşamakta olan, sadece kendi aralarında evlenen ve sayıları 15.000’ni bulan bu dönmeler,Müslümanlar ve Ortodoks Yahudiler tarafından edevamlı aşağılanmışlardır.Çocuklarının öğünemeyecekleri bir takım cinsel sapıklıklara müptela idiler.Sabatay Sevi’nin yorumuyla bu tür günahlara meyletmenin inananlar için hiç bir mahzur teşkil etmeyeceği konusunda şeri kaynaklar bulunduğunu ileri sürmüşlerse de Israil’in ikinci cumhur başkanı Yitzchak Ben –Levi’nin yazmış olduğu “Exiled and Redeemed/Sürğün edilenler ve Günahları Bağışlananlar” adlı eserde konuyla ilgili şu bilgiler verilmektedir..

    Evliya Nesli

    “Senede bir kere ,Dönmelerin ‘Koyun Bayramında’akşam yemeğinin ardından ,kandiller söndürülür ve istirak edenler arasında karıların değiş tokuş edilme ayini başlar.Bu ayinin yapılış gecesi Sabatay Sevi’nin doğum gününe rastlar...Ve bu mum söndürmenin doğan çocuklara ise ‘Evliya’ denir!”

    1950’li senelerde yazmaya başlayan Ben-Zevi’ye göre “Bu ayinin tamamen terkedilmediğini ve ğünümüzde hala devam ettiğini gösteren deliller vardır.”Bu durumun modern Türkiye’de hala yaşmaya devam ettiği konusunda yeterli belge yoktur.1920-1921 senelerde başlayan Türk –Yunan Savaşıyla birlikte Selanik ve çevresinde yaşayan bu Dönmeler,Müslüman Türklerde birlikte oraları terkederek Türkiye’ye geldiler. Hemen hepsi de zengin iş adamı ve tüccar olan bugünkü nesillerin Türk kültürünü benimsedikleri zannediliyordu.

    Batya Keinan’ göndermiş olduğum bilgilerin kendisine ulaşıp ulaşmadığını sormak için tekrar telefon ettim.Ulaştığını teyid ettikten sonra uçakta başkana okuma fırsatı sağlamaya çalıştığın söyledi.Bay Weizman’in Türk yetkililere bu konuyu açıp açmadığı hususu pek belli değildir.Cumhuriyetin kuruluşandan beri Müslüman aydınların saldırısına maruz kalan Atatürk’ün kişiliği ve devrimlerinin meşrutiyetinin sorgulanmasına ,ağır işkence ve cezalarla karşılık verilmiştir.”Türklerin babasının babasının ise bir dönme Yahudi olduğu ve İslam düşmanı duygularını ise oğluna aşılamış olduğu gerçeğinin ,daha uzun seneler saklanmaya devam edileceği anlaşılmaktadır...”
     NESLİHAN  2009-06-04
      BÜTÜN ENGELLER KALDIRILMALIDIR
     Sevap ve günahlarıyla birlikte tarihi şahsiyetler de ,gerektiği zaman,fikir hürriyeti adına sorgulanabilinmelidirler.Aksi takdirde bazı çıkarcıların,kafası şartlanmış olanların ördüğü koza içinde,koca bir milleti havasızlıktan öldürebiliriz.Demokrasi adına bundan büyük ihanet olabilir mi?
    İsim
    Başlık
    Yorum
           Tüm alanlari doldurmaniz gerekmektedir