Ataerkil bir toplum olmamıza rağmen kadınlar toplumumuzda yüce! bir yere sahiptir. Onlar çiçektir. Onları üzmemek gerek. Hatta sık sık sürprizler yapmalı, gönüllerini hoş etmeli. Cennet anaların ayakları altındadır. Evet ama hangi anaların? Günümüz kadınları bu övgüleri hak ediyor mu? Gelin bunları günümüz kadınlarına uyarlayarak biraz irdeleyelim. (Söz Meclisten Dışarı) İstisnaları beri tutarak bu irdelemeyi yaptığımızı şimdiden söyleyelim de eli öpülesi bayanların hakkına girmeyelim.

Tespitler

  1. Türkiye’ de yaşayan erkeklerin büyük çoğunluğu kahvaltılarını pastane ve börekçilerden aldıkları kahvaltılıklar ile işyerlerinde yapıyorlar. Kadınlar ilk zamanlarda kahvaltı konusuna özen gösteriyor gibi görünseler de bir müddet sonra bunun samimi bir davranış olmadığı çıkıyor ortaya.
  2. Kadınlar işe giden erkeğini uğurlamıyorlar. Uykuyu genellikle daha değerli buluyorlar. Güle güle bey günün bereketli olsun. Allah hayırlı helal rızıklar versin replikleri zihinlerde yalnızca replik olarak kalıyor.
  3. Ağlamak: Kadının en güçlü ve en tehlikeli silahıdır ağlamak. Karşınızda öyle içten öyle duygusal ağlarlar ki suçlu o olduğu halde sizi özür dileyecek kıvama getirirler. Ya da erkeğin olmasını istemediği şeyler için ağlayarak erkeği çok kolayca ikna edebilirler.
  4. Plancılık: Erkekler anlıkçıdır. Günübirlikçidir. Kadınlar ise ince ince hesap yapar, uzun vadeli düşünürler. Rollerini istediklerini koparana kadar sabırlı bir şekilde devam ettirirler.
  5. Dedikodu: En eğitimli, kültür seviyesi yüksek kadın bile dedikoduya meyillidir. Yeter ki dedikoduyu yapacağı ortamı buluversin. Tutmayın küçük enişteyi misali önünü alamazsınız.

6.,7.,8.,1999., Bu tespitleri uzun uzun yazıp yazıyı köşeyazısı modundan çıkarmak istemiyorum.

Kadınlar  – Televizyon – Diziler  – İlişkilere Etkileri

Günde ortalama 4 saat 42 dakikalarını televizyon karşısında geçiren kadınların, yarıdan fazlası, ev işleri, gezme, alışveriş ve uyku saatlerini de izleyecekleri televizyon programlarına göre düzenlediğini biliyor muydunuz? Günde 14 saat televizyon izleyeni de var. Evin diğer odalarında başka şeylerle uğraşırken bile kulağı televizyonda olanlar var. (Eli işte, gözü oynaşta misali)

Sır Dizilerine İlgi Duyuyorlar

Türkiye’ de yapılan araştırmalara göre kadınların ilgi gösterdikleri diziler arasında sır dizileri olarak adlandırılan yapımların en çok ilgilerini çektiği belirlendi. İlişki de nasıl hareket edilmeli? Karşımda ki ne yaparsa karşılık olarak ben ne yapmalıyım? Gururum ve kibrimin esiri mi olmalıyım? Bu gibi soruların cevaplarını şahane! dizilerimizde buluyor kadınlar.

O Dizilere Örnek Var Mı?

Yer Gök Aşk, Muhteşem Yüzyıl, Fatih Harbiye, Medcezir, Aşk-ı Memnu, Yaprak Dökümü, Unutulmaz, Küçük Kadınlar, Aşk ve Ceza, Asmalı Konak, Kavak Yelleri, Ezel vb. gibi diziler “Evlenmeden birlikte olmak, evlilik dışı çocuk dünyaya getirmek, aldatmak, yalanlar söylemek, arkadan iş çevirmek, türlü türlü dedikodular yapmak” bunlar maharetli bir kadının özellikleri ve de güzellikleri gibi kadınların zihinlerine nakşedilmekte.

Kadınların nazarında televizyon dizilerinin günümüzde bu denli popüler olmasının arkasında bir kimlik arayışının ya da çağı anlama arayışının da etkili olup olmadığının araştırılması gerektiğini düşünüyorum. Kadınlar özellikle batı ve doğu kültürleri arasında kendilerine yer bulma arayışıyla kendisine rol model olabilecek örnekler arayışı içinde dizilere ilgi gösteriliyor olabilir mi? Şehir hayatında erkekler kendilerine kahvehaneler aracılığıyla sosyalleşebilecekleri bir ortam bulurken ve ev dışında vakit geçirme özgürlüğünü kullanırken, kadının sosyalleşme imkânlarının kısıtlı olması bir taraftan boş zaman geçirme aktivitesi olarak, diğer taraftan da modern toplumdaki yalnızlıklarını ve mutsuzluklarını nasıl gidereceklerini bilememenin sonucu olarak kendi kimliklerini televizyon programlarında ve dizilerde arıyor olabilirler mi? Bu soruları araştırılmaya ve cevaplanmaya muhtaç sorular olarak görüyorum.

Televizyonun evlilik üzerindeki etkileri birçok farklı açıdan ele alınabilir. Evlilikte boş zamanları değerlendirme aktivitesi olarak, evlilikteki iletişim üzerindeki etkileri açısından, kadın programlarının ve dizilerin kadın ve erkeğin evlilik kurumuna bakışına etkisi açısından ve bireysel kişilik ve kadın erkek rollerine etkisi açısından televizyon evlilik üzerinde kesinlikle etkilidir.

Geçen gün babam anneme şaka yollu "bu evlilik programlarını neden seyrediyorsun, yoksa beni değiştirmeyi mi planlıyorsun" diyerek takıldı. Espriydi muhakkak ama bizim ailemiz için böyle bir şeyin esprisinin bile yapılıyor olmasını yadırgadım doğrusu. Bir arkadaşım da oldukça eğitimli olan eşinin televizyondaki çarpık varoş ilişkileri tarzındaki yerli dizileri heyecanla takip ettiğinden hareketle bu kadar çok eğitimli kadının basit televizyon dizilerini neden takip ettiğini sorunca bu konuda makale yazmaya başladığımı ve bittiğinde ilk kendisine okutacağımı söyledim.

Burada ön plana çıkan iki faktör var: birisi "gerçeklik" diğeri de "uzaklaşmak." Seyirciler karakterleri "yaşam gibi" değerlendiriyorlar. Yani seyirci her ne kadar bir kurgu ile karşı karşıya olduğunu bilse de filmdeki karakterlerin günlük yaşamda gerçek olabilecek karakterler olduğunu bilmeleri seyirden aldıkları hazzı arttırıyor. Diğer kavram da "Uzaklaşmak."  Her ne kadar filmin karakterleri gerçekçi ise de aslında ekranda olup bitenlere erişebilmemiz zor. İçimizden ama yaşayamayacağımız bir hayata dokunma fırsatı sunuyor diziler.

Yalnızlık ve televizyon izleme davranışı arasındaki ilişkide sebep sonuç ilişkisi hangi yönde işliyor? Yalnızlık mı daha çok televizyon seyretmeye neden oluyor, yoksa televizyon seyreden kişi daha mı yalnız kalıyor. Sanırım her iki yönde de bir ilişki olduğunu düşünebiliriz. Yalnızlığını gidermek için televizyona yönelen kişi belki daha çok çaba gerektiren alternatif yollar arama yoluna başvurmuyor, böylece daha da yalnız kalıyor.

Televizyonun evlilik üzerindeki etkilerinde de benzer bir süreç yaşanıyor bence. Zaten çevresindeki evliliklerdeki değişimi gözlemleyen insan, aynı şeyi bir de televizyondan seyrettiğinde durumu daha da olağan karşılamaya başlıyor. Ingmar Bergman'ın "Bir Evlilikten Manzaralar" filminin gösterime girdiği yıl, İsveç'te boşanma oranlarının artmış olması medyanın evlilik üzerindeki etkileri açısından dramatik bir örnektir. Türkiye’de de son yıllarda boşanma oranları artmaktadır. Televizyonun ve diğer medyanın boşanma oranlarındaki artış üzerinde bir etkisinin olup olmadığını söylemek bu örneklere baktığımızda zor olmasa gerek.

Kadın ve erkeğin romantik bir aşkla birbirine bağlandıkları bir kurum olarak şekillenen evliliğin idealize imajı aslında evliliklerin bitmesini de hazırlayan bir faktördür. Pek çok çift adeta aksi mümkün olmayacak bir gerçekmiş gibi ilişkilerini sonlandırma gerekçesi olarak “aramızda aşk bitti” diyebilmektedirler. Maalesef çiftler evlilikle ilgili bu idealize imgenin aslında farkına varmadan maruz kaldıkları bir kültürel erezyon sürecinin sonucu olduğunun farkında değiller.

Yağmurdan sonra ekilen darıdan, kocadan sonra kalkan karıdan hayır gelmezmiş :)

Bir Sonraki Yazımız “Erkekler Böcek midir?” başlıklı olacak.

 “ ……………  Sormak istiyorum, bu devlette vatandaş kavramının içinde erkekler de yer alıyor mu? Aile Mahkemeleri kadınların isteklerini onaylattığı noter mi? Bu ülkede erkeklerin hayvanlar kadar hakkı var mı? Mavi nüfus cüzdanı taşımak suç mu? Bu ülkede eşitlik ilkesi adı altında hazırlanan kanunlarda eve bakmakla yükümlü olan taraf neden erkek? Boşanmada kusurların eşit olması durumunda neden cezalandırılan erkek?

Çocuğu ile hiçbir problemi olmamasına rağmen “ortak velayet” verilmeyerek “babalık yapma hakkı elinden alınan” neden erkek?

Aile mahkemelerinde somut kanıtları ve tanık beyanları hiçe sayılan neden erkek?

Kazancının ve gelecek kazançlarının neredeyse yarısından fazlasını boşandığı eşine “yeni evliliğinin çeyiz parası” olarak ödettirilmek zorunda bırakılan neden erkek?

Kadının muhtaç olduğu düşüncesi ile boşanma sonrası soyulup soğana çevrilerek yeni bir hayat kurma şansı elinden alınan neden erkek?

Çocuğu mahkeme kararı ile dahi göremeyen ve sanki bir malmış gibi haciz ettirmeye mecbur bırakılan neden erkek?

Haciz ile çocuğunu almayı başarabilen erkelerin açtığı davalarda neden kadına hiç ceza verilmiyor?

…Doğrudan kadın haklıdır diyerek çözüm bulmak daha kolay değil mi? Kadınların “boşanma davası açarsam nasılsa ben kazanırım çocuğu da göstermem” diyerek erkekleri tehdit ettiğinden haberiniz var mı?

…Kadınların yaşamak için bu nafakaya ihtiyacı var derken, nafaka ödeyebilmek için çocuğunu görmeye para ayıramayan babaların çocuklarının, “yetim gibi büyümek zorunda kalması” hiç mi önemli değil?

Toplumdaki psikolojik patlamanın ve boşanma sayılarının hızla artış sebebinin, pozitif ön ekli ayrımcılığın (eziciliğin) neticesinde sen daha üstünsün denilen kadınların artık erkeği ezebilirim düşüncesine inanmaları ve kadınlar tarafından ezilmeyi gururuna yediremeyen erkeklerin psikolojik tepkileri olduğunu bilmenizi isterim.

Geçmişi mahvolmuş bir erkeğin geleceğinin de yasal destekle yok oluşunun neticesinde neleri düşündüğünü biliyor musunuz?

Çocukları eski eşinin gayrı meşru eşi tarafından büyütülmek zorunda kalan babaların neler hissettiğini biliyor musunuz?

Üstelik bu durumdaki babaların bu gayrı meşru ilişkilerin geçimini sağlamak zorunda bırakılması sonucunda neleri yapmasının hak olduğu düşündüğünü biliyor musunuz?

Çocuğunu baba gibi değil de, uzaktan bir akraba gibi yılda yalnızca 3 gün görüp kendini değil de resmini öperek “çocuklarını uyutmuş hissettiklerini” biliyor musunuz?

Bu ülkedeki cinayetlerin yalnızca %2’sini oluşturan azınlık bir parçasının sadece cinsiyet sebebiyle mi gerçekleştiğini sanıyorsunuz? Sakın bu azınlık cinayetler anlattıklarımın sonucu olmasın?

Ayrıca cinayet yerine intiharı seçen erkeklerin sayısının bu cinayet rakamlarından çok daha fazla olduğunu da biliyor musunuz?

…Kadınların haberler ve kadın programlarından destek alarak nasıl mahkemede ben kazanırım düşüncesi ile erkekleri tehdit ettiğini ve psikolojik şiddette sınır tanımadığını bilmenizi isterim.

Fiziksel şiddeti psikolojik şiddete karşı elinde kalan tek silah olarak gören erkeklerin, bu silahı gasp edilen haklarını almak için kullandıklarını bilmenizi isterim.

Sorunun bizzat içinde olan taraflara ve avukatlara danışmayı ne kadar denediniz? Bu sorunların çözümü için iki yıldır çalıştığını bildiğim bakanlık komisyonları düzgün çözümler üretene kadar çekilen acıları telafi edebilecek misiniz?

Olaylara “kadın erkek meselesi” yerine iki insan olarak bakmak çözümün başlangıcı olabilir mi?

Gerçekten haksızlığa uğrayan azınlık kadınların, aslen hiç sesini çıkarmadığını ancak hiç sorun yaşamayan kadınların, sırf erkekleri ezebilmeye yönelik kanunlar çıkartabilmek adına gürültü yaptığını biliyor musunuz?

Bebeklikleri geçip gitmiş çocukların babaları için kaybolan zamanı iade edebilecek misiniz?

Aksi halde kanunlar ile cinsiyetleri birbirine düşman ettiğiniz bu toplumun geleceğinin hiç de iyi olmayacağını düşünüyorum.”

Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.